
BÖLÜM 3 ÖZET:
Mustafa’nın bütün uyarılarına rağmen Caner, Ziya Bey’in kliğinde o mucize ilacın ilk insan üzerindeki testçisi olmayı kafaya koymuştu. Ziya Bey, Caner’in vücuduna ilacı enjekte eder etmez de Caner kendinden geçip gözlerini kapatmıştı.
Hassas içerik uyarısı:
Bu bölüm cinsellik ve ayrıntılı cinsel detaylar içerir.
BURASI NERESİ?
Mustafa’yla Ziya Bey’in kliniğindeyken birden kendimi bambaşka bir yerde buldum. Bir ara ateşim çok çıkmış ve nefes alamadığımı hissediyordum. Acaba öldüm mü? Geldiğim yerde çok güzel bir yerdi. Aydınlık, yeşillikler, değişik çiçekler, ağaçlar vardı. Birde az ilerimde fark etmiştim ki, bir iskele vardı. Tahtadan bir iskele. Durgun deniz suyunun üzerinde tahtadan bir iskeleydi gördüğüm. Biraz yürümeye başlamıştım etrafıma meraklı gözlerle bakınarak. Acaba ben öldüm de cennete mi gelmiştim? Bu kadar çabuk mu? Sonra küçük bir erkek çocuğu yanıma geldi. 7-8 yaşlarında bir erkek çocuğu. Bana “baba” dedi. Şaşırmıştım, ne babası? ‘Ne babası?’ diye sordum çocuğa? ‘Ben seni tanımıyorum.’ Çocuk bana “ben senin oğlunum. Beni sen doğurdun” demişti. Çok şaşırmıştım! Bir yanda da sevinmiştim, acaba Ziya Bey’in o ilacı işe mi yaramıştı? Bir yandan da aklım hala oradaydı. Sonra çocuk yanımdayken yanımıza tıpatıp bana benzeyen biri geldi. Çok şaşırmıştım, sanki aynaya bakar gibiydim. İnanılmazdı! Bana “merhaba” dedi, bende büyük şaşkınlıkla ona ‘merhaba’ dedim. Çok şaşkınlık içindeydim, acaba öldüm de cennetteki meleklerden biri benim ikizim miydi? Yüzünde de bir gülümseme vardı asla benim gibi şaşkın bir hali yoktu. Bana yine gülümseyerek ve yanımızdaki çocuğu kastederek konuştu “bu senin oğlun, bunu sen doğurdun” dedi. “Tebrik ederim” ve sonra eklemeye devam etti “ama bunun bir yan etkisi olacak, buna hazır mısın?” dedi. Sonra birden kendimi Ziya Bey’in kliğinde geri buldum. Sanki oraya ışınlanmışım da geri Ziya Bey’in kliğine geri gelmişim gibi oldu. Ama aslında kendimden geçmişim, Ziya Bey bana ilacı enjekte eder etmez bir an kalbim durmuş ve Ziya Bey geri çalıştırmış. Tam 2 dakika boyunca kalbim durmuş, Ziya Bey uzun uzun kalp masajları yapmış olmayınca iki kere elektroşok uygulamış ve geri gelmişim. Bunu bana sonradan Mustafa anlattı. Ve gözlerimi açar açmaz da Mustafa ve Ziya Bey’i büyük bir panik ve telaş içinde gördüm. Öyle ki hayatımda hiç o kadar panik halindeki iki insan görmemiştim. Mustafa ben uyanır uyanmaz büyük panik halinde ve gözlerimi açmamın büyük sevinciyle de “Caner! Çok şükür!” diyerek bana sarıldı. Bende biraz sersem gibiydim ve onlara ‘iyiyim, ben iyiyim’ diyerek yattığım sedyeden ayağı kalktım. Kazağımın ön tarafı ve iç çamaşırım boğazıma kadar yukarıya çıkmış, sağ kolum ise yukarıya doğru sıyırıktı. Sağ kolumu ben Ziya Bey iğne yapsın diye sıyırmıştım da demek ki kazağımın ön tarafını ve iç çamaşırımı onlar ben baygınken yukarıya çıkardılar kalp masajı falan yapmak için. Sonra yattığım sedyeden ayağı kalkınca hepsini düzelttim. Onlara hemen orada baygınken gittiğim yeri anlattım, küçük çocuğun bana “baba” deyişini sonra bana tıpatıp benzeyen ikizimi, hepsini atlattım. Ziya Bey anlattıklarımı duyunca şaşırmıştı. Çünkü bu ilacın doğmasına sebep olan o rüyasında gittiği yerin aynısıymış benim baygınken gittiğim yerde. Ve onun da yanına orada ona tıpatıp benzeyen bir ikizi gelmiş. Zaten ilginç ve inanırlığı imkânsız olaylar daha ilginçleşmişti. Onlara en son ki lafını da söyledim ikizimin “ama bunun bir yan etkisi olacak, buna hazır mısın?” dediği lafını. İşte o zamanda büyük gizem başlamıştı. Acaba bu ilacın bana vereceği yan etki ne olacaktı? O anlık bir şeyim yoktu, gayet iyi hissediyordum kendimi fiziksel ve ruhsal olarak. Acaba yan etki ne zaman başlayacaktı ve bana ne yapacaktı? Bu büyük gizemle birlikte Mustafa’yla birlikte eve gittik. Mustafa yol boyunca bile bana “keşke yapmasaydın ben demiştim. Kim bilir ne olacak şimdi? Seni kaybetmeyi göze alamam Caner.” Dedi bana yol boyunca Mustafa. Benim ise Mustafa’nın dedikleri bir kulağımdan giriyor, ötekinden çıkıyordu. İçimde tuhaf sebebini bilmediğim bir huzur vardı. Her şeye rağmen hiç pişman değildim. Sanki hissediyordum bana bir şey olmayacaktı, ilacın yan etkisi bana bir şey yapmayacaktı. Sonra Mustafa’yla eve gittiğimizde üzerimizi değiştirmek için ikimizde yatak odasına girdik ve bir an girer girmez yatağın kıyında yan yana oturduk. İkimizde birbirimize şimdi ne olacak gözüyle bakarken, ben Mustafa’ya ‘hadi seks yapalım’ dedim. Caner’de “ne seksi?” dedi. ‘Şu anda o ilaç benim vücudumda sanırım hamile kalabilmem için seks yapmamız gerekiyor’ dedim. Oda “Ahh Caner hala aklın orada? Ben sana bir şey olmasın diye endişeleniyorum sen ise…” diyerek de lafının sonunu tam getirmedi. Ben de ona ‘hadi Mustafa seks yapıyoruz, bakalım işe yarayacak mı? Bu kadar geldik’ dedim. Oda diyecek bir kelime bulamadı sonrasında ve bana uymak zorunda kaldı. Mustafa’yla sevişmeye başladık o anda. Şehvetle yatağın kıyında otururken öpüşüyor ve birbirimizin üzerindeki kıyafetleri çıkarıyorduk. İkimizde çırılçıplak kalıncaya kadar birbirimizin kıyafetlerini çıkardık şehvetle öpüşerek… Sonra ben altta, Mustafa benim üzerimde yatağa uzandık. Bu sefer ilişkimiz sırasında benim pasif konumda olmam değişmez bir gereklilikti. Çünkü biz Mustafa’yla sevişirken hiç o konu için bir rol seçmedik kendimize, canımız o anda ne isterse vücudumuz nasıl bizi yönlendiriyorsa onu yapıyorduk. Cinsel hayatımız içinde sürekli birimiz aktif veya birimiz pasif olmadık. Ama o gece hamile kalıp kalamayacağımı anlayabilmek için vücuduma aldığım o ilaç sayesinde, benim pasif olmam şarttı. Mustafa’yla şehvetin doruklarında ateşli bir cinsellikle ikimizde boşalmıştık artık. İkimizin de seks sırasındaki sesleriyle, Mustafa’nın yatağı yerinden sallayan üzerimdeki hareketleri yavaş yavaş duruyordu ve Mustafa bütün ağırlığınca kendini benim üzerime bırakmış, öyle kalmıştı. Benim aklımda hemen o anda ‘acaba oldu mu? Tamam mı? Hamile kaldım mı?’ soruları belirdi. Mustafa üzerimden kalkıp yatağa yanıma uzandı. O anda benim karın ve göğüs bölgemde benim boşalma anımda çıkan spermlerim göründü. Mustafa da o anda üzerimde olduğu için onun karın ve göğüs bölgesine de benim spermlerim bulaşmıştı. Ben hemen yataktan kalkıp içeriden üzerimizi silmek için peçete getirmek isteyince şaşırtıcı bir şey fark etmiştim. Yataktan kalktığım anda benim yattığım bölge kupkuruydu. Hiç ıslanma, sıvı falan yoktu. Şaşırmıştım! Hemen bunu Mustafa’ya söyleyince Mustafa’da tam olarak ne demek istediğimi anlamadığı için “ne var bunda? Ne olacaktı ki?” dedi. Normalde Mustafa’yla ben seks yaparken o anda hangimiz pasif konumdaysa boşalma anından sonra pasif konumda olan kişinin anüsü aktif konumdaki kişinin spermini dışarıya atardı. Ve yatak çarşafı da o anda doğal olarak ıslanırdı. Ama o anda öyle bir şey yoktu. Yatak çarşafı kupkuruydu. Yani benim anüsüm Mustafa’nın spermini geriye atmamış, vücudumda tutmuştu. Bunu Mustafa’ya böyle anlatınca o anda o da şaşırmıştı. Hemen sabah olunca Ziya Bey’in kliğine yanına gittik ve bunu ona anlattık. Ziya Bey’de biraz şaşırmıştı ve hemen bana orada bir kan testi yaparak hamilelik durumuna bakmıştı. Sonuç negatifti hamile değildim. Acaba ilaç etkisini göstermemiş miydi? Ama vücudum Mustafa’nın spermini atmamıştı, tutmuştu. Normalde böyle olmaması lazımdı. Bu bile ilacın bir şeyler yaptığının işaretiydi vücudumda. Ama Ziya Bey bize o anda “birkaç gün içinde veya bir hafta sonra tekrar gelin. Hemen olmayabilir” dedi. “O zaman tekrar bir hamilelik testi yaparız, bakalım o zaman sonuç ne olacak” diye de ekledi. Bizde “tamam” deyip çıktık oradan. Ama bir hafta sonra tekrar gittiğimizde yapılan kan testi sonucu pozitif çıkmıştı. Resmen pozitifti! Bende, Mustafa’da Ziya Bey’de o anda büyük şok yaşadık. Olmasını beklediğimiz bir mucize dahi olsa da çok şaşırmıştık. Çünkü resmen ben erkek olduğum halde hamileydim. Bu resmen bir mucize! Dünyada bir ilk! O anda büyük şaşkınlığın ortasında Mustafa’yla beraber sevinmiştik. Bu yaşanan büyük mucizenin öncesinde, yani Ziya Bey’in bize “birkaç gün veya bir hafta sonra tekrar gelin” demesinin o bir haftası içerisinde ben annemle bir cafe de buluşup konuşmuştum. Anneme olanları anlatınca çok şaşırmıştı. “Ne diyorsun oğlum? Erkek hamile kalır mı? İnanma öyle şeylere dolandırıcı olmasın o adam?” Dedi. Bende anneme uzun uzun Ziya Bey’in kim olduğunu, neler yaptığımızı her şeyi ona tek tek anlattım. Annem çok şaşırmıştı ve “sakın sana bir şey olmasın” dedi. “Sırf çocuk için bu büyük riski göze almaya değer mi?” diye de ekledi. Sonrasında ise gelen cümlelerinde Mustafa’dan aşağı kalır yanı yoktu. “Ya sana bir şey olursa? Bir çocuk için değmez, isterseniz evlat edinin” falan filan. Mustafa’dan aşağı kalır yanı yoktu yani annemin de az önce söylediğim gibi… Ama yine de ne olursa olsun yanımda olacağını ve kararımı ne kadar delice de bulsa yanımda duracağını söylemişti annem. Annemle konuşmamızın bir hafta sonrasında, Ziya Bey’in kliğinde hamilelik sonucumun pozitif çıkması üzerine Mustafa’yla eve gittiğimiz de hala şoku üzerimizden atamamıştık. Salonda koltukta yan yana oturmuş şokun üzerimizden bir nebze olsun gitmesini beklerken Mustafa bana “peki nasıl doğuracaksın?” diye sordu. Bende ‘tabi ki de sezeryanla’ dedim. ‘Ameliyata gireceğim ve çocuğu karnımdan alacaklar’ diye de ekledim. “Peki ameliyata kim girecek?” Dedi, “Ziya Bey mi?” ‘Bilmiyorum’ diye cevap verdim Mustafa’ya ve hemen ardından ‘Olabilir’ dedim, ‘o yaptı bu işi o doğurtur beni herhalde’ dedim. Öyle de oldu. Ziya Bey beni doğum da yalnız bırakmadı. Ameliyata beni doğurtmak için üç doktor girmişlerdi; Ziya Bey, babam ve Amerika’da doğum ettiğim hastanedeki Uzman Doktor Robert Decker’dı. Ailelerimiz doğumu Türkiye’de yapmamı çok istediler. Hatta ısrar ettiler ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Doğumu Amerika’da yapmak zorunda kaldım. Aslında ben ve Mustafa’da ailelerimizi dinleyip doğumun Türkiye’de olması konusunda hem fikirdik ama başımıza gelen bazı aksiyon dolu maceralar yüzünden apar topar Amerika’ya gitmek zorunda kaldık ve doğumu da orada yapmak zorunda kaldım. Amerika’ya apar topar neden gittiğimizi ilerleyen anlatımlarda öğreneceksiniz. Hamilelik sonucumun pozitif olduğunu öğrendiğimiz günün akşamı iki aileyi tekrar bizim evde buluşturduk. Akşam yemeği yedik ama resmen bir kutlama yemeğine dönüşmüştü. Herkes çok mutlu, herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı… Bu ilacı ilk duyan herkes hemen Ziya Bey’i yargılıyor, doğal olarak birçok ön yargıda bulunuyordu. “Dolandırıcıdır kesin, erkek hiç hamile kalır mı?” Tamam ama Ziya Bey bu ilaç için ona başvuran eşcinsellerden asla para talep etmiyordu, ücretsiz bir şekilde ilacı enjekte ediyordu. Tabi bu ilaca talip olan tek eşcinsel çift biz değildik. Bu sayede bazı arkadaşlıklar da edindik ve en önemlisi birçok hayat hikayesi öğrendik, duyduk… Tamam sevindik, “mucize” dedik ama madalyonun öteki yüzü de vardı. Bu ilacın bir yan etkisi olacakmış ve kişiden kişiye de değişiyormuş bu yan etkinin ne olacağı. Acaba bende ne olacaktı? Mustafa’yla sevinirken içten içe de bunu düşünmüyor değildik. Ben ise o kadar burnumun dikine gittim. Kimseyi dinlemedim ama bakalım başıma ne gelecekti? Acaba doğum sırasında ölür müydüm? Ya da bana amansız bir hastalık mı verirdi? Çocuğumu büyütemeden sevdiklerimi bırakıp gider miydim bu dünyadan? Kafam da birçok felaket senaryoları bu şekilde dolaşırken günlerde yavaş yavaş geçiyordu. Ama bende bir şey yoktu, yan etki olabilecek herhangi bir şey. Sürekli de hep doktor kontrolündeydim. Babam Ankara’dan İstanbul’a sürekli mekikler dokudu gidip geldi benim için. Sürekli beni kontrol etti, Ziya Bey de hiç yalnız bırakmadı. Ve bütün bunlar olurken polislik mesleğimi de bırakıp istifamı vermek zorunda kaldım. Çünkü bu konu bir yana yaşadığımız ülkede LGBT hakları çok görülmediği için, hele birde bir erkek hamile olarak hamilelik iznine çıkmam imkansızdı. O yüzden merkeze istifamı vermiş polisliği bırakmıştım. Mustafa, annem, babam, Muazzez teyze herkes benim derhal polisliği bırakmam için baskı yaptılar. Çünkü bir erkek olarak hamile olmam zaten bir imkânsız, bir de üzerine neler olacağı da meçhulken kendimi o kadar da riske atmama izin vermediler. Bende onlara çok karşı gelmeyip kabul ettim. Çünkü artık yavaş yavaş bana ne olacak diye kafam da felaket senaryoları kurmaktan paranoyak olacaktım. O yüzden bir de işe gidemezdim. Bende onları dinleyip istifamı verdim. Annemle babam zaten “parayı mı ihtiyacın var sanki? Otur, biz seni gerekirse aydan aya istediğin kadar maaşa bağlarız. Bizim olan şey zaten senin. Sakın işe gitme seni evlatlıktan reddederim” dediler. Ben de ‘tamam’ dedim ve kabul ettim. Artık sadece Mustafa işe gidiyor ben gitmiyor, evde oturuyordum. Günler böyle geçerken bir gün Mustafa bana “biz bu çocuğu burada nasıl büyüteceğiz?” diye sordu. Bende “nasıl?” dedim şaşırarak! O da “Bu çocuk büyüyünce okula gitmesi gerekecek, doğunca onu nüfusumuza almamız gerekecek. Burada Türkiye’de onu nasıl yapacağız?” dedi. “Burada biz seninle ikimiz bir aile olarak görünmüyoruz devlet önünde, olsak olsak ev arkadaşı oluruz o kadar. Nasıl bu işlemleri yapacağız? Çocuğumuzu okula kaydettirirken anne-baba ararlar, iki baba değil” diye de ekledi. O anda Mustafa’ya hak verdim, doğru ya nasıl yapacaktık bunları? Doğru konuştu, her kelimesi doğruydu. Sonra bizim çocuğumuzun iki babası olacaktı ve en önemlisi onu babası doğurmuş olacaktı. Bu ülkede yaşayacağı ayrımcılığı ve konuşmaları düşününce çocuğun asla sağlıklı bir çocukluğu olmayacaktı. Mustafa bana “çocuğu doğurduktan sonra Amerika’ya gidelim” dedi, “oraya taşınalım. Orada böyle sorunlarla karşılaşmayız en azından” dedi. Bende kabul ettim. Hatta ben çocuğu orada doğurmak istedim. Hiç vakit kaybetmeden ‘gidelim’ dedim Mustafa’ya ama ailelerimiz izin vermedi. “Tamam gidebilirsiniz haklısınız düşüncelerinizde ama doğum burada olsun, bizde görelim.” Dediler. Benim annemle babam “saçmalama oğlum olur mu öyle şey? Senin durumun özel yanında olalım. Allah korusun bir şey olursa nasıl hemen geliriz yanına? Burada doğur, sonra gidersiniz.” Dediler. Hem babam doktor olduğu için doktor olarak benim doğumuma da girmek istiyordu. Yani doğumun burada olması kaçınılmaz ve mecburiydi. Ne kadar o şekilde konuşulup karar verildiyse de doğumu Türkiye’de yapma şansım olmadı. Ailelerimiz San Francisco’ya gelmek zorunda kaldılar doğum için. Babam orada hastane yönetimine yaptığı büyük ısrarlar ve konuşmalar neticesinde Ziya Bey’le beraber doğumuma girmişlerdi. Doğum için Ziya Bey’de Amerika’ya gelmişti. Yaşadığım bu mucize hamilelik sürecinde babam da beni desteklemişti, asla yargılamadı. Yargılasa da Mustafa ve annem gibi. Zaten eşcinsel olmamı öğrendiği gün de hiç yargılamamıştı. Düşünüyorum da ben çok şanslı ve mucizelerle dolu bir adamım. Allah bana harika bir anne-baba, harika bir eş ve büyük bir mucize vererek çocuğumu erkek halimle kendim doğurmamı sağladı.
YAZAN: Ali SİNOP
DEVAMI 3 HAZİRAN ÇARŞAMBA YAYINDA!
Hikâye devam ediyor.
Yeni bölümler yayımlandığında bildirim almak için Just Gay’e abone olabilirsiniz.
Yeni romanım “Şerbet” 5 Haziran Cuma günü ilk kısmıyla yayında!


